Önce "yokluk"tan kısaca bahsedelim.
Senfonik mahiyetteki örneklerden biridir.
Uzun bir introsu vardır.
Eserin toplam uzunluğu (şu anda ölçmüyorum) sanırım 7 dakikanın üzerindedir.
Bu yılın kış günlerinden biriydi. Yolum Ankara'da Hamamönü'ndeki bağlama evlerinden birisine düştü bir akşam vakti.
Oradaki sevgili dostum hem bir bağlama virtüözü, hem de bağlama dersleri verir.
Oturduk. "Bak abi" dedi.
-"Bak abi şimdi ne çalacağım"
Ve çalmaya başladı. Yukarıda zikrettiğim eşsiz eserin tamamını, yaylıları ile solo gitarı ile, elektro bağlaması ile sadece bağlamasını kullanarak çaldı. O eser çalan kişinin yaşından büyüktü...
Ve,,,ve ben de söyledim.
Şİmdi "yokluk" eserindeki solo gitarı icra eden Cengiz Coşkuner, hayat hikayesini anlatırken diyor ki " günde 20 saat, ellerim kanayana kadar gitar çalışırdım". Bu eserin solo gitarındaki sanatçı böyle söylüyor. Böyle besteler de en mükemmel şekilde ancak böyle mükemmel enstrümanistlerle anlam kazanıyor.
Bir yaylı girişi var "yokluk" un başında ağlarsınız.
Bir rüzgar sesi gibi müteakip yaylı taksimi, başka bir aleme gidersiniz.
Bir solo gitar taksimi, İspanya'dayız.
Bir perküsyon.
Ve sanatçının esere girdiği muhteşem bir akustik!
"Ben yokluğu yalnız bende sanırdım"
Bir meyan var, yaylı eşliğinde derinlikleri bitmez.
"Mutluluk hırstan uzak olabilmektir of"
"Mutluluk bir gönülde bir aşk demektir"
Bir elektro bağlama nağmeleri var yukarıda zikrettiğim meyanın hemen öncesinde, ritmik ve kimilerince Erkin Koray'ın fesuphanallah şarkısındaki "bize de birgün kader güler, güler inşallah" bölümünün melodisine benzetilir.
Aynı elektro bağlama nağmesi zikrettiğim meyan sonunda şu sözlerle melodiye dökülür:"Hasret benim dert benim, şu susmayan can benim, derde öyle alıştım ki, sanki ben dert dert benim." Ve onu takip eden müzik ancak ve ancak Gencebay müziğidir.
Neyse çok ileri bir örnekten bahsettik. Bu eser (diskografi önümde değil) sanırım 1981 imzalı.
Bu tip eserlerdeki senfonik ve ritmik yapıya kapılarak Gencebay'ın diğer eserlerini etüd edersek yanılabiliriz. Çünkü diğer birçok eserdeki derinlikleri yakalamak "yokluk" taki kadar kolay olmayabilir. O vakit te "yahu eskiler ne iyiyidi" "yenilerde iş yok" basit fikriyatına kapılabiliriz..
Şimdi daha önce "seni arıyorum" eserinin bir bölümündeki yaylı sesinden bahsettiğim gibi, bu kez de "dokunma " eserinin bir detayından söz etmek istiyorum.
"Dokunma " eserinde, meyanda "anlaşmak bir bakış, bazen de seviyorum demektir" sözlerinin ikinci tekrarında araya giren bir yaylı melodisi vardır ki, o ancak Gencebay müziğidir. Bakın "anlaşmak bir bakış bazen de seviyorum demektir" dendikten sonra yeniden " anlaşmak" diye başlanan bölümü dikkatle dinleyelim. O ikinci "anlaşmak" sözünde araya giren bir yaylı melodisi vardır. O bölüm, başka eserlerdeki nice benzerleri gibi Gencebay müziğinin kodlarındandır.
Yani "yokluk" falan bir daha yok diyoruz belki, ama ondan takriben on yıl sonra bir "dokunma" çıkıyor ortaya ve müzik dünyamızda yeniden herşeyi darmadağın ediyor, yeni fırtınalar koparıyor. Daha yeni fırtınalar da elbette kopacaktır.
Sağlıcakla....

(0%)

News