Galiba 1985 yazına giriyorduk. Bir arkadaşla sinemaya gidelim dedik.
Arkadaşın dönemin gençler arasında popüler olan filmlere gitme isteğine rağmen, ben tüm gücümle Orhan Gencebay filmine gitmeye ısrar ettim. Sonuçta hayatında Gencebay dinlememiş (hala da dinlemeyen) bu arkadaşla, sanıyorum "dil yarası" isimli filme gittik.
Ankara'da, çok meşhur olan bir otelin karşısında bir sinemaydı. Şimdi yok.
Filmde özellikle "dil yarası" eserinin müziği kullanılmıştı. Başrol, Yaprak Özdemiroğlu ile paylaşılmıştı.
Ben, tahmin edebileceğiniz gibi o filmi izlemeden önce "dil yarası" eserini ve aynı adlı albümü zaten özümsemiş durumdaydım.
Dolayısıyla, benim filmi izlemem ile arkadaşımın izlemesi arasında büyük farklar vardı.
Film sona erdiğinde, arkadaş belli belirsiz şöyle mırıldanıyordu:
"Dil yarası, dil yarası
En acı yara imiş"
Sonra da bana bakıp şöyle soruyordu:
"Ben neden söyleyemiyorum senin gibi?"
.......
Şimdi şu reklamda kullanılan müziği dinlerken şunları düşündüm.
Bundan 25 sene önce deselerdi ki.........
"bir zaman gelecek, kablosuz, cepte taşınabilen, küçücük ve görüntülü telefonlar çıkacak"
"eeeeee?"
"insanlar bu telefonlarla, tüm dünya ile konuşabilecekler"
"ilginç....."
"üstelik sadece konuşmakla kalmayacaklar, internet diye bir şey olacak"
"inter ne?"
"internet, internet. Yani istediğin tüm görüntü ve bilgilere bir tuşla ulaşacaksın. Bu öyle bir iletişim sistemi olacak ki, insanlar kitap gazete okuma gibi işleri bile internetten yapacaklar."
"uzaya gidince mi olacak bunlar?"
"neyse,...peki bu bahsettiğim tüm işleri yapabilen o küçücük telefonla ilgili firmanın reklamında tam 25 yıl sonra kim yer alacak biliyor musun?"
"kim? Leonard Nimoy mu?"
"hayır."
"Isaak Asimov?"
"ufff...hayır Orhan Gencebay yer alacak. Üstelik az önce seyrettiğin filmdeki müziklerle"
SON SÖZ: On yıllara ve hızla değişen devirlere rağmen, karizmayı çizdirmemek bir vasıftır. Hem de özünü bozmadan bunu yapıyorsan.

(0%)


News