Cumhuriyetin Osmanlı ile kültürel bağlarını kopartmak isteyen batlılaşma ideolojisi doğrultusunda geri olarak algılanan ama yüzyıllardır kendine hakim bir geleneği olan Klasik Türk Müziğinin yeniden üretilmesinin mekansal ve kurumsal imkanları ortadan kaldırılıyor. 1925 yılında Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasıyla önemli bir halka kopuyor (çünkü bu olay bir aktarım ve öğretim zincirine sahip olan Zakir Baş’ ların bu bilgileri ve bildikleri repertuarı artık aktaramamaları anlamına geliyor.)
1926 yılında okullardan Klasik Türk Müziği Eğitimi kaldırılıyor (Bu 1976 yılına dek sürüypr ve hiçbir devlet kurumunda bu eğitim verilmiyor) ve 1930 lu yılların ortasında 20 aylık bir süre ile radyolarda Türk Müziği yayını yasaklanıyor. Bu müdahaleler müzik üretiminde boşluk yaratıyor. Öte yandan alaturka ve alafranga kutuplaşmasının nedenlerini hazırlıyor.
Cumhuriyetin resmi müzik politikası ise bir yandan konservatuar ve orkestraların kurulmasıyla desteklenen batı müziğinin geliştirilmesine bir yandan da II. Meşrutiyet sonrası Türk Milliyetçiliği akımının ideologu Ziya GÖKALP’in müziğe yaklaşımına ("Türk halkına ait olan yalnızca Halk Türküleridir. Şark müziği denilen Klasik Türk Müziği ise hem eski medeniyete aittir hemde Bizans ve Arap kırması olduğu için gayrımillidir. Çağdaşlık ve yeni medeniyet batı armonisindedir. O halde milli musikimiz memleketimizdeki halk musikisiyle garp musikisinin imtizacından doğacaktır.") benzer biçimde Türk Beşleri örneğinde de görüldüğü gibi halk müziğinin armonize edilmesine dayanıyor.
1937'de Radyo devletleştirildikten sonra da Halkçılık ideolojisi doğrultusunda radyo ve devlet konservatuarında Halk Müziği derlenerek repertuar oluşturuluyor. Ancak bireyselliği kaybettiren notalama ve söyleme tarzı gibi icra özelliklerini önemli ölçüde standartlaştırıyor. Bu özelliklere uymayan Halk Müziği bestecilerine yayın denetiminde izin verilmiyor. Kısaca Türk müziğine yapılan müdahaleler Türk Sanat Müziği geleneğini tahrip etmiş, Türk Halk Müziği geleneğini ise bir tutuculuk şekline sokmuştur.
1938 - 1944 döneminde (2.dünya savaşı dönemi denebilir) yıllık film üretimi ortalama 2 adetti.Türkiye tarafsızlık politikası gereği yalnızca Amerikan filmleri ithal ediyor. İthalat açık Pazar olan Mısır üzerinden gerçekleştiği için beraberinde Mısır filmleri de geliyor. 1938 Kasım ayında başrolde zamanın tanınmış Mısırlı şarkıcısı Abdulvahhab’ın oynadığı Aşkın Gözyaşları filmi üç yıldır yeni bir film görmeyen halkı cezp ediyor ve caddedeki trafiği bile etkileyecek boyutta izdihamlara neden oluyordu. Böylece Türkiyede bir Mısır Filmler akını başladı. Yine 1938 de bu filmin çok rağbet görmesi üzerine Basın Yayın Müdürlüğü Mısır filmlerinin müziklerinin Arapça söylenmesini yasaklıyor. İşte bunun üzerinedir ki Türkiyede film müziği adaptasyonu sanayi doğuyor. Hatta meşhur Hafız BURHAN Aşkın Gözyaşları’nın türkçeye çevrilmiş güftesini plağa okumuş ve bu plak en fazla satılan plaklardan birisi olmuştur. Mısır filmleri 1948 de tamamen yasaklanmasına kadar 130 film gösterilmiş ve bu film müzikleri bazen aynı sözlerle bazen Türkçe olarak plaklara okunmuştur. Mısır Filmlerine şarkı yapan bestekarların başında Sadettin KAYNAK, sonrada Munir Nureddin Selçuk gelir. Sadi Işılay, Artaki Candan, Şerif İÇLİ, Şükrü TUNAR, Kadri ŞENÇALAR, Selahattin Pınar da anılabilir.
Mısır filmlerinin etkisi Türk Sinemasında bu filmlerden esinlenerek yapılan filmlerle ve mısır filmlerine adaptasyon yapan bestecilerin bu filmlere müzik yapması ve Munir Nureddin den Müzeyyen Senar’a Zeki Müren’e dek ünlü şarkıcıların oynadığı şarkılı filmlerin yapımını getirmiştir.
1928’lerden sonra örneğin Haydar TATLIYAY’ın arap tarzı yay kullanması ve 1940 lardan sonra Sadettin Kaynak’ın Mısır filmlerine yaptığı besteler Arap Müziği sözünü ortaya çıkarmıştı ama Orhan GENCEBAY ile birlikte başlayan müzik tarzının Arap Gibi yada ARABESK adını almasının asıl kaynağı 1960ların başında popüler olan Suat SAYIN örneğine dayanır. Bestekar-Udi ve şarkıcı olan Suat Sayın dönemin en sevilen halk müziği icracılarından Ahmet Sezgin ‘i de meşhur eden Sevmek Günah mı adlı şarkısının söz ve müzik Suat Sayın'a aittir diye yazmasına karşın Abdulvahhap ın şarkısından alınan bir ezgiye dayandığı ortaya çıkınca Arap Müziği sözü yaygınlaşmıştır. Bu şarkıda 11 kişilik bir yay gurubu hem arap gibi sözünü pekiştiriyor hemde müzik çevresinde bir örnek teşkil ediyor.
Nitekim GENCEBAY’ın 1966 yılında Ahmet Sezgin için yazdığı ve Sezginin ününün yeniden canlanmasını sağlayan Deryada Bir Salım Yok adlı eserinde Gencebay 23 kişilik bir orkestra kullanıyor, muhayyerkürdi makamındaki eser senkoplu düyek ritminde ve vurmalı çalgılara önem verilen eserde Türk Müziği çalgıların yanı sıra Batı çalgılarından Gitar-vibrafon vb. kullanılıyor. 8-9 kişilİk keman gurubunu batı tekniğinde çalan müzisyenler icra ediyor ve partisyonlar kullanılıyor.
Zengin bir yapıya sahip olan eser geleneksel yapının dışına çıkmış ve halkın istediği duyumu yakalamıştı.
1960 larda Suat Sayın Türk Sanat Müziği geleneğine kemanların toplu kullanımı, partisyonlu ve glisando lu çalış teknikleri ile Arap icrasından örnekler sokarken 1950 lerin sonunda Türk Halk Müziği içinde binlerce beste yapan Abdullah Nail Bayşu aynı zamanda Adnan Varveren ile birlikte Arap ve Hint Müziği düzenlemeleri ve uyarlamaları yapıyordu. Suat Sayın’ın şarkılarını kendisi ve yöreler üstü bir söyleyiş tarzı olan Ahmet Sezgin söylerken Bayşu’nun bestelerini de tarzı Güneydoğu'yu yansıtan Nuri Sesigüzel söylüyor.
Gencebay 1960 lı yılların ortasına kadar 2 yıl Bayşu’nun evinde kalıyor bir yandan Ahmet Sezgin in ekibinde bağlama çalarken bir yandan da Bayşu ile birlikte yaptığı bestelerle onun geleneğinden geçiyor.
------
Kaynak: Popüler Kültür ve Orhan Gencebay Arabeski, Meral Özbek


(0%)

News